|
Apaşlar’ın lideri Mehmet Soyarslan’la ciddi fikir ayrılıkları yaşayan Cem Karaca gruptan ayrılır ayrılmaz, yanına basçı Seyhan Karabay’ı alıp, davulcu Leon Habib’le aynı yerde askerliğini yapmış Ünol Büyükgönenç’e gider ve grup kurmayı teklif eder. O günlerde Maça Beşlisi’nin eşliğinde çeşitli lokallerde sahneye çıkan Karaca’nın amacı, halk müziğinden olabildiğince yararlanabilecek bir oluşum yaratmaktır.
Büyükgönenç ise geçmişte, Çanakkale Orduevi’nde ‘Orkestra’ adlı orkestrayla Anadolu Pop’a benzer denemelere girişmiş, sahnede Karaca’nın Emrah’ıyla Karadut Parmak Gibi parçalarını arkadaşlarıyla çoksesli yorumlamıştır. Aynı orkestrada çalan ve askerliğini daha önce bitirip Apaşlar’a giren Leon Habib, Karaca’nın bu niyetini öğrenince Büyükgönenç’le çalışmalarını önerir. Büyükgönenç terhisin ardından Salim Ağırbaş Orkestrası’nda dans müziği yaparak geçimini sağlamaktadır. Ancak, Batılı müzikleri taklit edip aynısını çalmak yerine Anadolu’nun müziğine ilgi duymaktadır ve askerdeki denemelerin tadı damağında kalmıştır. Yeni bir müzik tarzı deneyeceklerini ve bizim sazları kullanacaklarını söyleyen Karaca ile Karabay’ın teklifini hemen kabul eder; tarih 1969’dur. Altın Mikrofon’da yapılanlar yarım kalmıştır ve devam ettirilmesi gerekmektedir. Türküleri, türkü formundaki besteleri çalacaklar, işin içine bağlamayı da sokacaklardır. Apaşlar’da türkü formuna teğet geçen besteleri yorumlayan Cem Karaca bu kez tamamen Anadolu’yu kavrayacak, Batı müziği sazları ve tekniği ile yerel öğeleri bir araya getirecektir. Grup adı olarak ‘Kardeşler’den hareketle Anadolu’yu çağrıştıran Kardaşlar’ı düşünürler. Aynı dönemde Avni Seçilmiş de Gardaşlar adıyla müzik yapmakta, 1967’den beri Akın Seçilmiş, Uğur Alpargun, Nazmi Güvenç’le bu ismi kullandığını söyleyerek Karaca’yı protesto etmektedir. Mahkemeye kadar uzanan anlaşmazlık daha sonra tatlıya bağlanır ve Seçilmiş isim üzerinde hak iddia etmekten vaz geçer. Anadolu Pop’un en deneysel topluluklarından biri olacak Kardaşlar’ın ilk günlerde işi çok zordur. Önce müzisyen arayışına girerler ve Büyükgönenç’in konservatuardan arkadaşı Cengiz Türksoy’u böyle bir serüvene atılmak için ikna ederler. Cengiz Türksoy bu türe pek sıcak bakmamaktadır, ‘Üç akorla parça olmaz’, demektedir ama, Büyükgönenç’in hatırına grupta bir süre daha kalacaktır. Büyükgönenç, aylarca çok sıkı çalıştıktan sonra grubu ayağa kaldırmayı başarır. Ancak, gruba sokmayı hedefledikleri bağlama önceleri sorun olur. Büyükgönenç bağlama çalmayı bilmediğinden el yordamıyla bir şeyler çıkartır ilk günlerde. Zamanla bağlama eline oturur ve grubun sounduna önemli katkılar sağlar. Tam işler yoluna girmeye başlamıştır ki bu kez de Leon Habib İsrail’e gitmeye karar verir ve davulcu sorunu doğar. Karaca ile Karabay, davul için, pavyonlarda çalışan, genç ama ritm duygusu güçlü Filistinli müzisyen Muhabbet Kurtar’ı bulur. Kurtar’ın Anadolu Pop’la alakası yoktur ve para kazanmak için bu işe girmiştir. Kurucular ise, aç kalsalar da dağılmayacakları konusunda ant içmiştir aralarında. Grubun yaşaması maddi açıdan zordur. Para kazanmaları için acilen plak yapmaları, konser vermeleri gerekmektedir. Ancak ellerinde sadece Cem Karaca’nın popülerliği ile Apaşlar’dan kalma ünlü parçaları vardır. Bir de, Cem Karaca-Apaşlar’ın Federal Almanya’da, bol üyeli Werner Müller Orkestrası’yla yaptığı Emrah, Oy Bana Bana, İstanbul’u Dinliyorum, Ayrılık Günümüz, Oy Babo, Zeyno, O Leyli, Hikâye, Resimdeki Gözyaşları, Bu Son Olsun gibi parçaları sahnede dört kişi çalmak zorundadırlar. Bu parçalar, hem düzenleme, hem orkestrasyon, hem icra, hem de kayıt olarak yurtdışındaki kaliteyi taşıdığı için bizdeki müzik düzeyinden hayli ileridedir. Parçaların düzenlemeleri çok zengindir ve insanların kulaklarında o düzenlemeler vardır. Resimdeki Gözyaşları şarkısı da konserlerde rahatsızlık yaratmaktadır. Parça Anadolu Pop özellikleri taşımamaktadır. Ayrıca Cem Karaca, bu Mehmet Soyarslan bestesini konserlerde söylemekten vaz geçmiştir. Dinleyiciler çok ısrar edince her seferinde istemeye istemeye çalmak zorunda kalırlar Resimdeki Gözyaşları’nı. Müzikseverler, Apaşlar konserlerinde izlemeye alıştıkları görsel zenginliği ve boyutu da bulamamaktadır Kardaşlar’da. Ancak yapacak bir şey yoktur; Anadolu’ya yüzünü çevirip türkü formunda bileşim üretmek amacındaki Kardaşlar’ın sahneye salıncakla inmek gibi şovlar sergilemesi işin felsefesiyle uyuşmamaktadır. Gerçekten de, grup halinde durgun bir görünüm çizen Kardaşlar’ın şova hiçbir havesi yoktur sahnede. Giysileri ve aksesuarları da karmakarışıktır. Şile bezleri, çizmeler, Anadolu yelekleri giyerler… Sonunda, Apaşlar’dan kalma parçalarla 45 dakikalık bir konser repertuarı oluşturulur ama, bu kez de çalgıların hiç biri, ön görülen performansı sergileyecek nitelikte değildir. Karabay’da Gibson marka gitar vardır ve amplifikatörü çok kötüdür. Büyükgönenç, amplifikatörü 50 watt olan bir Echo marka gitara sahiptir. Korkar, yerli parçalardan toplanmış davulla idare ederken Türksoy bir Bond çanta boyunda, Philips marka 3,5 oktavlık, sesleri son derece dar, orta boy akordeonda bulunacak tonlarda bir org çalmaktadır. O zamanlar bir düğün orkestrası da aynı şartlarda müzik yapmaktadır. Bu durumda yükü, davul sırtlamalıdır ama, Muhabbet Korkar dans müziğinden geldiğinden, sağlam ve temkinli çalmakta, grubu havaya sokamamaktadır. Provalardan sonra çıktıkları Anadolu turnesinde, bir de Cem Karaca’nın güçlü sesi grubu bastırınca sıkıntılar büyür. Cengiz Türksoy yapılan müzikten hiçbir açıdan tatmin olmadığını söyleyerek ayrılır ve Aysun Ercan’ın yanında keman çalmaya gider. Karaca da Korkar’la bir yere varamayacaklarını iddia ederek yerine Grup Bunalım’dan Hüseyin Sultanoğlu’nu Nisan 1970’de Kardaşlar’a getirir. Korkar da Üstün Poyraz Set Orkestrası’na gider. O dönem, Moğollar’daki Murat Ses dışında, ulusal folk kavramına sıcak bakacak orgçu yoktur piyasada. Bu nedenle Kardaşlar org olmadan yola devam kararı alır. Grupta bir ara Saint Joseph Lisesi’nden gelen Stephan gitar çalar o günlerde. Hüseyin Sultanoğlu çok yetenekli bir davulcudur ve Kardaşlar’a aradıkları güçlü ritmi getirmiştir. Büyükgönenç’e göre Kardaşlar grubu, Sultanoğlu’nun davulun başına oturduğu gün gerçek anlamda kurulmuştur. Org bölümleri sounddan çıkmıştır ama, Sultanoğlu’nun enerjisi altyapıyı doldurmaya yetmektedir. İlk olarak Aşık Mahzuni’den aldıkları Acı Doktor’u uzun hava biçiminde düzenlerler. Cem Karaca da Karacaoğlan’dan Üryan Geldim’in düzenlemesini yazar. Böylece grubun repertuarına iki yeni parça katılır ve kendilerine güvenleri gelir. Vokalde Cem Karaca, gitarlarda Ünol Büyükgönenç, bas ile ıklığda Seyhan Karabay, davulda Hüseyin Sultanoğlu’yla Kardaşlar çok kapasiteli bir grup haline gelmiştir ama, çalgılarda hâlâ büyük sorun yaşanmaktadır. Para kazanıp gruba iyi aletler alabilmek amacıyla Federal Almanya’da plak doldurmaya karar verirler. Karaca, Haziran 1970’de gruptan önce gider F. Almanya’ya. Ancak, kısa süre sonra Türkiye’de kolera salgını başladığı için yurtdışına çıkışlar yasaklanır. Grubun bekleyecek zamanı olmadığından şöyle bir çözüm bulunur; Cem Karaca, Kardaşlar’la doldurması gereken parçaları Werner Müller Orkestrası eşliğinde kaydedecek; plak şirketinden temin ettiği paralarla yeni enstrüman alıp Türkiye’ye getirecektir. Elemanlar da konserlerden kazanacakları paralarla ona borçlarını ödeyecektir. Karaca, F. Almanya’da çalışmalarını sürdürürken Kardaşlar İstanbul’da bol bol prova yapıp, uyum ve birliktelik yolunda önemli adımlar atar. Karaca gruba büyük bir sürpriz yapar; F. Almanya’da sokakta tanıştığı Alex Wiska adlı, yüz yirmi kilo ağırlığında, çok sempatik rock gitaristini de enstrümanlarla birlikte getirir. Kardaşlar için, Wiska gibi İngiliz tipi rock yapmış birini Anadolu Pop arayışlarının içine çekmek güç olacaktır. Grup, Batılı enstrümanları yerel tatlarda çalmaya uğraşırken (Büyükgönenç özel bir teknikle gitardan yer yer zurna ve mey sesi elde etmeye uğraşmaktadır sahnede) Wiska’nın rock gitarının bu arayışları engelleme riski vardır. Bunun dışında, Karaca’nın Werner Müller’le doldurduğu 10 parçayı (Ay Karanlık, Baba/Muhtar, Erenler/Kendim Ettim Kendim Buldum/Emmoğlu/O Leyli, Unut Beni/Adsız) yine kısıtlı bir kadroyla çalmak zorundadırlar. Ayrıca, bu 45’liklerin piyasaya çıkıp tüketilmesi aşamasında grubun plakları sırada bekleyecektir. Kısacası, çalgılar gelmiştir ama, dertler bitmemiştir. Provalar başlayınca Wiska’yla uyumun kolay sağlanamayacağı anlaşılır. Sonuç olarak, Kardaşlar kendine göre çalarken Wiska’nın parçaların içine özgürce girip çıkması kararlaştırılır. Wiska’yla uyum provaları sürerken, Karaca’nın F. Almanya’da doldurduğu parçalardan Baba ile Erenler dışındaki sekiz şarkıyı dört kişi için yeniden düzenler grup… Sıra, Kardaşlar’ın simgesi haline gelecek Dadaloğlu’ndadır. Bir kitabın son sayfalarında Büyükgönenç rastlamıştır notalara. Konserlerde büyük ilgi toplayan Dadaloğlu’nu Yılmaz Asöcal’a dinlettiklerinde ünlü yapımcı, şarkının operaya benzediğini ve bu nedenle para yatırmayacağını söyler. Karaca, 45’liğin A yüzüne Alex Wiska bestesi Kalender’i seçtiklerini, B yüzüne de Dadaloğlu’nu koyacaklarını anlatarak Asöcal’ı ikna eder. Dadaoğlu’nda ‘Batılı sound’a yer olmadığını düşünerek Wiska’dan parçanın kayıtlarında devre dışı kalması istenir. Sıra Kalender’e geldiğinde stüdyo çalışmalarına yeniden katılacaktır Wiska. Sonuçta parça, başarılı düzenlemesiyle, Karaca’nın üstün yorumuyla müthiş sevilir ve Cem Karaca ‘Bay Dadaloğlu’ unvanını alırken şarkı yılın düzenlemesi ödülünü kazanır. Karaca da, Apaşlar bünyesinde kazandığı ilk büyük hiti Resimdeki Gözyaşları’nın başarısını, Kardaşlar’ın yardımıyla Dadaloğlu’nda tekrarlamış olur. Kardaşlar’ın kağıt üzerinde politik kimliği yoktur ama Dadaloğlu’yla dolaylı yoldan sistem karşıtı bir söylem ortaya konmuştur. Bir başka önemli adım da Kardaşlar’ın yalnız türkü ve türkü formunda besteler kullanarak tercihlerini ‘kırsal kesim’den yana yapmasıdır. Bu dönemde Büyükgönenç bestesi Oy Gülüm Oy, Karaca’nın gelecekte artarak güçlenecek sol formasyonunun bir diğer habercisidir. Ortaya çıkan soundla en keskin köşeli gruptur artık Kardaşlar… Türkiye’de bir grubun kişiliğini, varlığını basına kabul ettirmek kolay değildir; Cem Karaca fenomendir ve hep onun adı geçer. Basında plaklardan, konserlerden söz edilirken hep ‘Cem Karaca konser verdi’ ya da ‘Cem Karaca stüdyoda’, gibi haberler çıkmaktadır. Oysa, Kardaşlar grubu kurulurken isimler her yerde aynı büyüklükte yazılacak diye anlaşma yapılmıştır. Karaca ile Kardaşlar iki ayrı firma gibi davrandığından, ister istemez rekabet doğmaktadır aralarında. Bir seferinde İzmir Fuarı’nda, yalnız Karaca’nın ismi gazinonun neonlarına koyulunca sahneye çıkmamıştır grup... Kaliteli çalgılara sahip olmayı başaran grup turnelerden iyi paralar kazanmaya başlar ve elemanlarda zamanla rehavet oluşur. Plaklar, turneler, konserler derken ciddi deneylere vakit bulamaz hale gelmişlerdir. Araştırma yapma ve beste yazma yerine türküleri derlemeyi tercih ederler uzun süre. Kardaşlar türküyü iyi çalmakta, Karaca güçlü sesiyle iyi yorumlamakta, Alex de underground gitarlarıyla işe bir tutam Batı karıştırmaktadır. Bu arada Wiska’yla grubun şov yanı da sivrilmiştir. Sevimli Alman, sahnede ilginç hareketler yapmakta, Emmioğlu’nun bir bölümünü bozuk Türkçesiyle seslendirerek konserleri renklendirmektedir… Yine plak çıkarma vaktidir. Asöcal’la 45’liklerin stüdyo çalışmalarını Federal Almanya’da yapma konusunda anlaşırlar ve bu ülkede Kara Sevda, Mehmet’e Ağıt, Kara Yılan, Oy Gülüm Oy, Lümüne, Demedim mi?, Acı Doktor, Tatlı Dillim’i kaydederler. Yeni parçaların nasıl tanıtılacağı konusunda kafa yorulmaya başlamışken bu kez de Alex Wiska elemanlara sürpriz yapar ve ayrılma kararını açıklar. Hüseyin Sultanoğlu da bir süre F. Almanya’da kalmak istediğini söyleyince grup Türkiye’ye iki eksikle döner. Yerlerine, Ağustos 1971’de Fehiman Uğurdemir (gitar) ile Deniz Dündar (davul) Kardaşlar’a katılır. Dündar iki ay sonra Dönüşüm’e geçince Hüseyin Sultanoğlu yeniden davulunu geri alır. Kısa sürede gruba uyum sağlayan Uğurdemir’le Kardaşlar donanımlı, sert, iyi çalan bir rock grubu haline gelmiştir ama, yine deney yapılmamakta, adeta cepten yenmektedir. Bu arada, Cem Karaca, Püsküllü Moruk adlı bir güldürüye müzik yazar ve parçaları Kardaşlar’la kaydeder. Aynı günlerde Karaca’yla tartışan Hüseyin Sultanoğlu’nu yitiren grup yerine Cengiz Teoman’ı bulur. Karaca ise, deneylerin bittiğini düşünmekte, Kardaşlar’la devam edip etmemeyi sorgulamaktadır. Bas gitarist Seyhan Karabay, konserlerdeki sevimli davranışlarıyla kendi hayran kitlesini yaratmış ve bu popülerliğin sonucu fotoromanlarda rol almaya başlamıştır. Bu durum, Karabay’ın diğer işlerle uğraşarak grubu ihmal ettiğini ileri süren Karaca’nın canını sıkmaktadır. Karabay kalkıp bir de Kozan Dağı’nın plak kayıtlarında Ersen için ıklığ çalınca aradaki köprüler tamamen atılır. Karaca ıklığın Kardaşlar’ın simgelerinden birisi olması gerektiğini iddia ederek bu karara çok sert tepki gösterir ve Büyükgönenç’le konuşup Karabay’la çalışmak istemediğini, yeni grup kurmalarının gerektiğini söyler. Büyükgönenç ise Karabay’la Kardaşlar’da kalacağını belirtince ipler kopar. İşte bu dönemde müzik camiası ilginç bir değiş tokuşa şahit olur. Cem Karaca, Kardaşlar’dan ayrılıp Anadolu Pop'un önemli gruplarından Moğollar'la birleşirken, Moğollar'ın solistliğini yapan Ersen de Ekim 1972 başında Kardaşlar’a gelir. Bir ara dergilerde Edip Akbayram ya da Tayfun’la anlaşacakları yazılan Kardaşlar, Ersen transferini, o günlerde basına şöyle yorumlar: ‘Bugüne kadar ayrılıp birleşmeler yaparak skandal yaratan bir grup değiliz. Örneğin ilk beraberliğimiz Cem’le olmuş ve üç yıl sürmüştür. Sonunda Cem bizi sevmediği için ayrıldık. Yani biz onu bırakmış değiliz. Onun için, Ersen’le beraberliğimizi de çok uzun vadeli düşünüyoruz. Her uğraşımız birlikte başlayacak, birlikte noktalanacaktır. Kardaşlar ‘Dadaloğlu’yla başlayan bir ekolün temsilcisidirler. Bu ekol değişmeden, bugüne kadar verdiğimizin devamını Ersen ile getireceğiz. Sorun basit, Cem’den boşalan yeri Ersen’le doldurduk. Çünkü Ersen, bugün için yarını en parlak olan bir sanatçı. Dolayısıyla bu bize hız verdi. Bu hızla ortaya herhalde iyi yapıtlar çıkaracağız’…Farklı çalgıları sounduna sokmayı denemeye başlayan Kardaşlar’ın Ersen’le mesaisi başarılı geçmektedir. Çakmağı Çak/Güneşe Dön Çiçeğim, Metelik/Yine Seni Tanırım 45’likleri artarda çok tutulur. O dönemde Kardaşlar’ın çalgı kapasitesi şöyledir: Ünol Büyükgönenç: akustik gitar, yaylı tambur, bağlama, gitar, mey, Fehiman Uğurdemir: gitar, bas gitar, bağlama, Seyhan Karabay: bas gitar, bağlama, ıklığ, Cengiz Teoman: askılı davul, darbuka, kaşık, güdüm, kös. Bu kadro 1973’te Ses dergisi okurlarınca yılın topluluğu seçilir… Müzikal ayrılıklar bir süre sonra Ersen’le de baş gösterir. Ersen’den kopan Kardaşlar kendi adına bir şeyler yapmak ister ve ilk 45’liğini yayımlar: Deniz Üstü Köpürür/Çökertme. Parçaları Ünol Büyükgönenç’in seslendirdiği bu plakta Kardaşlar’ın performansı beğenilir beğenilmesine ama, tadını yitirmiş grubun dağılmasını engelleyemez. Ünol Büyükgönenç ile Seyhan Karabay vedalaşır ve Büyükgönenç ABD’ye gider. Fikir değiştiren Karabay, grubu Kardaşlar ismiyle sürdürmek istemektedir. Çizgi tam anlamıyla yitirilmiş olsa da, çeşitli kadrolarla grubu bir süre daha ayakta tutmaya çalışır. Yanına, Grup Bunalım’ın eski elemanlarından Aydın Çakuş (gitar), Ali Rıza (bağlama, yaylı tambur, cura, tambur), Moğollar’da çalmış Ayzer Danga’yı (davul) alarak yoluna devam eder. Sık sık eleman değiştiren Kardaşlar bünyesinde Haziran 1974’te, Atilla Engin (vurmalılar), Nuri Bora (gitar) ile Elvan Aracı (trombon, bağlama, org) müzik yapar. Bu kadro bir ara Selda’ya eşlik eder ve birlikte Anayasso’yu kaydeder. Şubat 1975'te, Ahmet Güvenç (bas), Tahsin Ünüvar (flüt), daha önce kısa süre grupta yer almış Deniz Dündar (davul), Yalçın Gürbüz (org) ve Samim Boztaş’dan (gitar) oluşan yeni bir Seyhan Karabay-Kardaşlar kadrosu toplanır.
Ardından Güvenç’in yerine basa Özkan Uğur gelir ve bu ekip 1975 ilkbaharında Edalı Gelin/Nem Kaldı? 45'liğini kaydeder. Nem Kaldı? Parçası Karabay’ın Perihan Savaş’la oynadığı Gerçek adlı filmin de müziğidir. Bu kadronun da dağılması üzerine Seyhan Karabay, Nurhan Özcan (gitar), Akay Temiz (davul) ve Harun Kolçak'lı (bas) son Kardaşlar kadrosu ortaya çıkar. 1975 sonbaharında ekibin paydos etmesiyle, başka hiçbir türe bulaşmadan sadece Anadolu Pop/Rock yapmış Kardaşlar sona erer.
ÜNOL BÜYÜKGÖNENÇ Kardaşlar’ın ‘beyni’ Ünol Büyükgönenç, 1946 İstanbul doğumludur. Müziğe altı yaşında mandolinle başlamıştır. Konservatuvarda üç yıl piyano, solfej, keman eğitimi gördükten sonra matematikten sınıf geçemez ve okuldan ayrılır. Ana çalgı olarak gitarı seçip Andrea Paleologos’tan klasik gitar dersleri alır. Flamenkoya merak sarar ve 1962’de bir grup kurar. Hafta sonları Karamürsel’deki Amerikan üssünde konserler verirler. 1967’de askere gidene dek çeşitli orkestralarda dans müziği yapar. Askerlik dönüşü Seyhan Karabay ile Cem Karaca’nın teklifini kabul edip Kardaşlar’ı hayata geçirir. Grupta gitarın yanı sıra bağlama, yaylı tambur gibi geleneksel sazları çalar, düzenlemeleri yazar.
Aralık 1974’te diğer Kardaşlar elemanlarıyla beraber Fikret Hakan'ın ‘Löberde’ 45'liğinin kaydında yer alır. Kardaşlar bünyesinde Cem Karaca ve Ersen’le çalıştıktan sonra gruptan ayrılıp ABD’ye gider. Türkiye’ye dönünce, Cem Karaca’yla çalışmak üzere Dervişan grubunu kurar. Ancak hedefleriyle gruptaki gelişmeler çakışmayınca Dervişan’dan da ayrılıp yine bir süreliğine ABD’de yaşar. Mayıs 1977’de Dervişan'ın eşliğinde CHP için yaptığı ‘Yeni Bir Türkiye/Oy Gülüm Oy’ 45'liği çok ilgi görür. O dönem büyük oy oranıyla iktidara gelen CHP’nin mitinglerinde Yeni Bir Türkiye parçası sürekli çalınmaktadır. Aynı yıl Nazım Hikmet’in dizelerine yazdığı Kız Çocuğu adlı besteyle Eurovision Türkiye elemelerine katılır ama, finale kalamaz. Saklambaç gazetesinin, yedi yıllık aradan sonra 1979’da düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Dışarda Kar Yağıyor adlı parçasıyla hem beste, hem şarkı sözü dallarında birinci olur. Aynı yıl TRT-3 dinleyicileri Dışarda Kar Yağıyor’u yılın şarkısı seçerken Büyükgönenç Hey Dergisi’nden yılın ümit veren şarkıcısı ödülünü alır. Bu yarışma sonrası Dışarda Kar Yağıyor’u, arka yüzüne Kız Çocuğu’nu ekleyerek 45’lik haline getirir.
Seksenli yıllarda Büyükgönenç konser çalışmaları dışında pek ortalıkta gözükmez ve ilk solo albümünün kayıtlarını sürdürür. Güzel Günler Göreceğiz adını verdiği albüm çeşitli aksaklıklar sonucu hayli gecikir ve 1989’da yayımlanır. Nazım Hikmet’in yapıtlarını en fazla besteleyen isim olarak da tanınan Büyükgönenç, Doksanlar’ı yine konserlerle geçirir. Sanatçı, halen ikinci albümünün hazırlıklarını sürdürmektedir.
SEYHAN KARABAY 22 Şubat 1946 Adana doğumlu Karabay, Türk pop sahnesinde en fazla grup kurmuş, sinemayı ve fotoromanı en fazla denemiş renkli isimlerden biridir. 12 yaşında mandolin ve akordeon çalarak müziğe başlamıştır. Bir orkestra bünyesinde çaldığı ilk enstrüman ise ritm gitardır; basa daha sonra geçmiştir. 60’ların başında, arkadaşları Uğur Dikmen ve Cahit Berkay'la amatör bir grup kurmuş, ayrıca babasının tiyatrosunda sergilenen operetlerde müzisyenlik yapmıştır. Selim Özer Orkestrası’nda profesyonelliğe adım atan Karabay'ın müzik sahnesinde öne çıkması Apaşlar’la gerçekleşir. Kardaşlar'da ise bas gitarın yanında ıklığla da dikkat çekmiştir. Ersen-Kardaşlar döneminden sonra, kendi adını grubun başına ekleyip Kardaşlar’ı devam ettirir. Kardaşlar’da müzik yaparken Kara Sevda ile Hasan Kalesi’nin bestelerini yazar.Karabay 1977'de Seyyal Taner ve Sedat Avcı'yla 25.Saat adlı grubu kurar. Aynı yıl kendi adıyla doldurduğu Seni Unutamam/Dön Sevgilim adlı tutulmayan bir plağın ardından Kenan ve Mualla Akın’la yeni bir üçlü oluşturur. 70'lerin başından itibaren, aralarında İkimiz de Sevdik, Kime Niyet Kime Kısmet, Kucaktan Kucağa, Mağlup Edilemeyenler, İki Arkadaş, Darbe’nin de olduğu dokuz film ile 17 fotoroman çeviren Karabay aktif müziğe veda etmiştir.
FEHİMAN UĞURDEMİR 1953 İstanbul doğumlu Fehiman Uğurdemir (Anadolu Pop/Rock camiasındaki lakabı Pembe Panter) genç yaşta müziğe başlar ve 1971'de Yaratıklar grubundan Kardaşlar’a transfer olur. Kardaşlar’ın Ersen’le birleştiği dönemde kendini gösterir ve birçok parçanın düzenlemesini yazar. Çökertme, Çakmağı Çak, Metelik adlı parçalardaki gitar performansı üst düzeydedir. Kardaşlar’ın ardından Ersen’le birlikte Dadaşlar'ın kurulmasına öncülük yapar ve Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm’ü besteler.1975'in sonunda Dadaşlar'dan Kurtalan Ekspres’e geçer; 1976 ise Biricik’le birlikte grup kurar. Ardından Edirdahan’da çalar ve Kara parçasının bestesini, Safinaz’ın bazı bölümlerini yazar. 1978’de Federal Almanya’ya yerleşir ve Köln’de kendi stüdyosunu kurar. F. Almanya’da Türkiyeli müzisyenlerin birçoğuna stüdyosunu açar. Bir ara, Die Kanaken topluluğunda Cem Karaca’yla çalışır. Doksanlar’ın başında çıkardığı Fay Sahara adlı albümünde çeşitli deneylerini bir araya getirir.
HÜSEYİN SULTANOĞLU 29 Kasım 1949 Adana doğumlu Sultanoğlu, İstanbul Kabataş Lisesi mezunudur. Profesyonel müziğe adım attığı Grup Bunalım’la 1969’da Taş Var Köpek Yok/Yeter Artık Kadın 45’liğini kaydeder ve 1970’de Kardaşlar’a geçer. Kardaşlar’da davulun yanında, askılı davul, bongo, darbuka, tumba gibi diğer vurmalıları da başarıyla kullanarak sounda büyük katkı yapar.
Dervişan’ın ilk kadrosunda da yer alan Sultanoğlu müziği bıraktıktan sonra bankacılık sektöründe çalışmıştır. Kanada’da yaşamaktadır.
CENGİZ TEOMAN 1968 Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması’nda Atatürk Erkek Lisesi’ni temsil eden ‘Yaratıklar’ grubunda davul çalarak geniş kitlelerin karşısına çıktığında 15 yaşındadır Cengiz Teoman. Yalçın Ateş Beşlisi’nde yer aldığında da yine orkestranın en küçüğüdür.
Orkestra davulculuğundan gruba atlayarak, Bunalım’daki arkadaşlarıyla rock yapar. Oradan da Hüseyin Sultanoğlu’nun yerine Kardaşlar’a geçer. Kardaşlar’ın Ersenli döneminde davulun başındadır. Ondan sonra, aralarında İstanbul Gelişim’in de olduğu bir dolu orkestrada çalar ve Türkiye’de aşağı yukarı bütün starların sahne çalışmalarında, stüdyo kayıtlarında yer alır.
Grup Karma üyesi olarak Eurovision Türkiye elemelerinde İmkânsız adlı parçayla yarışır ve hep arkadaki adamken bu kez vokaliyle vitrinin en önüne oturur. 1998 yılında solo albümünü yapar ve adını Şehr-i İstanbul koyar. Bir davul albümü değildir bu yapıt; İstanbul’un kozmopolit halini parçalara yansıtır ve birçok türe uğrar.
ALEX WISKA Cem Karaca’nın Federal Almanya’da gezerken karşılaştığı Alex Wiska (1950-Köln doğumlu) sokak müzisyenliğini bırakıp Türkiye’ye gelir ve Ağustos 1970’te Kardaşlar’a katılarak grubun Batılı yanını temsil eder. Kısa sürede Kardaşlar’a ve Anadolu Pop’a uyum sağlaması olanaksız olduğundan, parçaların icrası sırasında ‘gönlünce’ sounda katılması kararlaştırılır.
Yüz yirmi kilo ağırlığında, kızıl saçlı bu sevimli Alman gitarist, Kardaşlar konserlerinin renklenmesini de sağlar. Kardaşlar’ın sounduna Batı’yı getirirken, bir de önemli bir beste armağan etmiştir: Kalender. Kardaşlar’daki ömrü uzun olmamış ve tam bir yıl sonra, grup Federal Almanya’dayken ayrılmıştır. Türkiye’deyken bağlama çalmayı öğrenen Wiska Anadolu Pop’dan esinlendiklerini klasik rockla harmanlayarak arayışlarını ülkesinde sürdürmüştür. Saz ile gitardan esinlenerek tasarladığı yeni çalgıya ‘stil’ adını verir.
1974’de ilk albümü Alex’i, iki yıl sonra da Alex! That’s The Deal’i yayımlar. Frank Zappa, Bad Company, Maggie Bell ve Sparks’la isimlerle turnelere çıkar. Derule ve Silent Farewel gibi 45’likler de yayımlar. ‘Alex Oriental Experience’ adlı grubuyla çeşitli projeler ve albümler gerçekleştirir. Son Güncelleme : 21-02-2009 12:17
|
|
|